26 Aralık 2009 Cumartesi
13 Aralık 2009 Pazar
9 Aralık 2009 Çarşamba
29 Kasım 2009 Pazar
26 Kasım 2009 Perşembe
nereye gidiyorsun!
Sil yüzünden tüm yalanlarını bu şehrin.
Topla kalbini cadde cadde, sokak sokak...
Kazı ayak izlerini birer birer gri kaldırımlarından...
Bakma yüzlerine hiç...
Görme onları...
Çocuk bu kez ağlama...
Bu kez git.
Gölgeni, ismini sil yavaş yavaş...
Giderken bu kentten tükür yüzüne yalnızlığının...
Kalbini, kendini sök yavaş yavaş...
Giderken bu kentten sakın ağlama sus...
Unut!
Ne yaptı sana!
Unut!
Ne söyledi!
Unut!
Ne varsa vazgeçtiğin...
Yüzünde korkularla...
İçinde çığlıklarla...
Kalbinde simsiyahlar…
Nereye gidiyorsun?
Hep bu şarkılarla...
Kıymetsiz dualarla...
Utanmaz bir yağmurla…
Nereye gidiyorsun?
Yolları, duvarları geç yavaş yavaş...
Giderken bu kentten bir piç gibi bırak yalnızlığını...
Ve o siyah saçlarını kes yavaş yavaş...
Giderken, terk ederken savur yüzüne yalnızlığının...
Ve unut ne yaptı sana!
Unut neler anlattı!
Unut ne varsa vazgeçtiğin!
Yüzünde korkularla...
İçinde çığlıklarla...
Kalbinde simsiyahlar…
Nereye gidiyorsun?
Hep bu şarkılarla...
Kıymetsiz dualarla...
Utanmaz bir yağmurla…
Nereye gidiyorsun?
Yüzünde korkularla...
İçinde çığlıklarla...
Kalbinde simsiyahlar…
Nereye gidiyorsun?
Bu sahte baharlarla,
Kıymetsiz dualarla...
Utanmaz bir yağmurla…
Yine mi gidiyorsun?
Çocuk...
Her vedanın ardında bir bekleyeni vardır kimsenin bilmediği...
Ve her gözyaşının altında bir dua kimsenin duymadığı...
Çevir gökyüzüne başını...
Bakma arkana!
Daha sert basa basa, daha güçlü!
Anlat bu kara şehrin yollarına ak adımlarınla!
Gitmek yenilmek değil kazanmak da!
Gitmek gitmektir işte...
Hepsi bu.
25 Kasım 2009 Çarşamba
fan yiming


onun resimleriyle tibete 1 km mesafadeki 3200m yükselikte bir dağ köyünde karşılaştım.. gerçekten resimlerindeki duygunun hiperrealizm estetiğiyle birleşimiminden işte bu sonuçlar çıkıyor. Ve daha güzeli fan bir çinli ama tibetlilerin resimlerini yapıyor. Tibet hala çin işgali altında mücadelesine devam ediyor. Dünya hala insanların vatanım dedikleri, sınırlardan oluşan toprak parçaları için birbirini öldürüyor. Hepimiz için doğduğumuz ve büyüdüğümüz yerler mutlaka çok önemli fakat aidiet duygusu için illa sınırları olan bir yeremi ihtiyacı var insanların,illaki bir mülkiyet mi lazım.
23 Kasım 2009 Pazartesi
yaşamak ve ölmek üzerine'den..
k.murti
22 Kasım 2009 Pazar
Sıtkı kösemen : gün bugün
Kösemenin gün bugün sergisi Fransız kültürünün sergi salonun da sergileniyor. Tabi serginin konsepti de mekanın neden burası olduğu hakkında açık bir fikir veriyor. Kösemen fotoğraf tarihimiz de değişik işler gerçekleştirmiş fotoğrafçılarımızdan. Üslup olarak benzer işler yapsa da genel türk fotoğrafından bir parça farklılık taşımakta. Daha once yaptığı “Beyoğlu” “Derin Bodrum” “insanlık halleri” hep benzer üsluptaki işler. Son olarak yaptığı “gün bugün” adlı proje, yine insan odaklı , yine benzer bir biçim. Serginin temel amacı türk gençliğinin profilini çıkartmak. Sergi metni projenin bir açıklaması şeklinde ele alınmışsa da, saf metin değeri olarak bile ne yazik ki çok bir değer atfedemiyor, bilinen dışında bir söylemi bir kenara bıraksak bile klişe ve bilinen cümlelerin dışına çıkamıyor. Bu da tabiî ki sergi izleyicisinin sergiden beklentilerini ciddi anlamda etkiliyor. Metinden fotoğraflara geçtiğimizde karşımıza hiç de fena sayılmayacak baskı kalitesindeki fotoğraflar , düzenlemenin ve tabi projenin tamamlayıcısı konumundaki, parça metinler çıkıyor. Bir çok farklı yerde çekilmiş genç insan portreleri ve onların gruplanmış hallerinin üzerinde belirli ki bir roportaj yada sohbetten ayıklanmış birkaç kelimelik cümleler fotoğrafların gücüne destek olmaya çalışıyor. Ama ne yazikki seçilen cümleler projenin aslında bir taraflı bakışla yapıldığının ipuçlarını hemen veriyor. 2010 kültür şeysi İstanbul kapsamında , belli ki türk gençliği üzerine bir proje istenmiş ve bu projede kösemene emanet edilmiş. Çok fazla sipariş kokan bu proje ne yazikki bu anlamda işin nitelğini de zayıflatmış gözüküyor. Halbuki böyle bir durum dışında yapılan bir proje olarak devam etseydi eğer, gerçekten hepimiz için keyifli bir sergi olabilimiş. Çünkü kösemen yaklaşımını ne yazikki avrupanın beklentilerini karşılamak üzerine inşa ettiği için onların gözünden umutsuz ve kafası tamamen karışmış türk genliği profilini adeta onlara hediye ediyor, çünkü hepimiz biliyoruz ki Avrupa için türk gençliği böyle ve onların aralarında yeri yok. Ve kösemen bilinçli yada bilinçsiz buna ne yazk ki hizmet ediyor. Fotoğraflanmış tüm protreler belirli sınıftan insanlara ait, yaşadığımız coğrafyanın şartlarından dolayı ekonomik olarak zor durumda olan ve zengin yada ünlü olma hayali taşıyan gençler. Bu yaklaşım belirili bir gerçekliği taşısada geneli yansıtmıyor ne mutlu ki. Aynı şekilde roportajlardan alınan cümleler de ne mutlu ki genel türk genci durumnu yansıtmıyor. Tabi biçimsel olaram bir Martin Parr estetiği hemen göze çarpıyor,renk kullanımı, seçilen nesneler bize Parr’ın Parpective’ni hatırlatıyor. Bence sanatçı için bir problem teşkil etmemeli bu durum, ifadelerin ortaklıkları ve benzerlikleri herkes için mümkün. Ama şurdan şöyle bir sonuca ulaşabilir insan, bir yabancının estetiğiyle ve algısıyla gençlerine bakmak, ne kadar gerçekçi bir sonuç elde edebilir. Evet bu bir fotorportaj değildir ama belgesel temelli bir projedir. Zaten serginin en büyük sıkıntılarından biride bu, kavramsallaşmaya çalışan belgesel temelli bir proje olması, fakat ikisini birbirne iyi kaynaştıramamış olması. Çünkü seçilen bazı fotoğraflar serinin kavramasal tarafını beslemesi için adeta zorla eklenmiş gibi. Çünkü proje kavramsallaşmaya pek müsait değil. Özellikle bir çok fotoğrafçının türk gençliği üzerine projeler yaptığını biliyorum ve birçoğunu sanırım yakın zamanda göreceğiz. “Gün Bugün” de bu prolerden biri olarak seyre sunuldu. Bence problemleri olan bir proje olmasına rağmen içinde barındırğı nüanslarıyla kesinlikle izlenmesi gereken bir sergi.
19 Kasım 2009 Perşembe
18 Kasım 2009 Çarşamba
moda..
- kutup ayısı ayağına benzeyen botlar
- sarı çizmeli mehmet ağa sytle sağlık düşmanı plastik çizmeler
- özellikle hemcinslerimin giydiği acaip, dar parça pantolanlar
- ifade namına bi bok bırakmayan kocaman, özgüven örten gözlükler
- çantayı kola asma ve a anatomik şekilde taşıma
vs vs vs.. bence bunlar modanın gerizakalılığa yaklaşıp hatta gerizekalılığa adapte olduğu kısım. ne yazikki..
14 Kasım 2009 Cumartesi
13 Kasım 2009 Cuma
12 Kasım 2009 Perşembe
ashes and snow.

http://www.ashesandsnow.org/
cem adrian..
6 Kasım 2009 Cuma
insan-kirpi
5 Kasım 2009 Perşembe
mecmu-A
http://www.mecmu-a.org/yazilar.asp
fotomat..
www.fotomatdergi.com
fotoritim..
www.fotoritim.com
4 Kasım 2009 Çarşamba
arkadaş..
3 Kasım 2009 Salı
arabesk..

haluk (çobanoğlu) abinin bize ait bir müzik üzerinden türkiye gerçeğini yansıtan şahane bir fotoğraf projesi.her karede bize ait inanılmaz detajlar. gerçek bir sosyoantropojik bir seri. usta bir fotoğrafçının fotoğraflarını incelemek için iyi bir fırsat. sergi istanbul hatırası fotoğraf merkezinde devam ediyor. fotoğraf klasik olarak beğeni verecek türden olmadığını ilk fotorğaftan itibaren anlayacaksınız. ama bilinki bu tamamen bilinçli yapılmış bir durum. karışık teknik,s.b,renkli mükemmeliyetçi estetikten çok ortamın ve durumun gerektirdği estetiği arayan fotoğraflar..devamı buralardan bakabilirsin.
http://www.fotoritim.com/yazicidostu/226219
http://www.photoaraf.com/index.php?lang=en&page=story&id=14
31 Ekim 2009 Cumartesi
30 Ekim 2009 Cuma
29 Ekim 2009 Perşembe
28 Ekim 2009 Çarşamba
gerçekten bir kısa film..
"gerçekten fazlası değil" ülkemizde de gerçekten kısa film çekilebilryomuş dedirten şahane filmlerin başında yer alıyor..izle..
27 Ekim 2009 Salı
26 Ekim 2009 Pazartesi
Bilginin mülkiyetsizliği..
olci..
sevemedim başından
göremedim geçtiğini
yanıbaşımdan
her yanımdan
gelemedim ben oyuna
gelemedim yaşımdan
kovaladım sevdiğimi
yanıbaşımdan
her yanımdan
yaşamadım ben bu günü
yaşamadım inadımdan
göremedim geçtiğini
yanıbaşımdan
her yanımdan

ellerin uzanmasın
uzak dursun dedim
sakın dokunmasın
hayal ettiklerim bana yakışmasın
inancım yok benim
midas
yutulan benzin,
ağzı dolduran küfürler,
matkap sesi,
kaç lümen?,
yardıma gelen ama yük olanlar,
derse yetişecekler abi,
rus edebiyatı,
netmi?,
kablo!kabloya bakın..
http://vimeo.com/6540973
d'agata
Antoine D agata
"Fotoğrafın Kara Çocuğu"
1961 marsilya doğumlu fotoğrafçı,20 li yaşlarına geldiğinde 10 yıllık bir dünya turuna çıkar.Ve turunun son durağı olan amerikada fotoğrafçı bir arkadaşı vardır ve fotoğrafla onun sayesinde tanışır.Zamanla fotoğraf makinesiyle daha fazla haşır neşir olur.Arkadaşının da yardımıyla Magnum'un Newyork ofisinde bir iş bulur ve çalışmaya başlar.Bu iş onun fotoğrafa daha fazla yönelmesini, bir çok iyi fotoğrafçıyla tanışmasını sağlar.Kendi deyimiyle bu üstatlar dan fotoğraf adına çok fazla şey öğrenmiştir bu süreçte.Daha sonra İCP ye kabul edilen D'agata yaşının fazlalığı ve direk kabulü sebebiyle bir anlamda denek bir öğrenci olmuştur ICP için.Burada kendi fotoğraf stilinin de yaratıcılarından ve benzer bir yaşama sahip olan Nan Goldinle tanışır ve ondan dersler alır.ICP deki eğitimin tamamladıktan sonra fransaya döner ve burada fotoğrafçı olarak çalışmaya başlar.
D'agata'nın yaşam tarzı fotoğrafçı olmadan önce,sonra ve şimdi de hiç değişikliğe uğramadan devam etmektedir.Ve bu yaşam tarzı onun fotoğraf stilinin en büyük belirleyicisidir.Sürekli gece yaşayan,büyüdüğü kentinde karakteristiği olan terkedilmiş,dışlanmış ve toplumun en dibinde bir hayat sürmektedir.Uyuşturucu,alkol ve sex'in yaşamın kaynağı olduğu bir yer.Bunun tezadı olacak kadar da entellektüel kesimden arkadaşları da vardır.Yazarlar,ressamlar,
Fransaya yerleştikten sonra daha çok galeri mantığına yakın çalışan içinde Ackerman gibi çok iyi fotoğrafçılarında yer aldığı Fransa’nın bilinen ajanslarından olan Agency vu'ye katılır ve ajans için işler yapar.Bu işlerden ilki Filistin’de çalışmaktır.Orada belirli bir süre kalan D'agata kendi fotoğraf stilinin dışında,fotojurnalistik fotoğraflar çeker.Ve bize aslında fotoğraf makinesini ne kadar iyi kullandığını gösterir.Çektiği fotoğraflar ve seçimleri onun sinemasal diline çok yakın fakat genel stilinden farklı olarak klasik haber fotoğraflarıdır.Daha sonra Vu için Marsilya’daki kentsel donuşumu fotoğraflanması istenir.Orada yaşayan insanları bir stüdyoda çeker ve onları fotomontaj tekniğiyle, yıkılacak olan binaların önünde ve yanında gösterecek şekilde kurgular.Burada Marsilya şehrinin insanlar üzerindeki etkisi ve şehir-insan arasındaki kuvvetli bağa işaret etmektedir.Yıkılacak olan binalar değildir sadece,tüm geçmiş,bellek ve o insanları oluşturan bir çok şey.Bu süreç içinde dünyayı gezmeye ve yaşamsal deneyimlerini fotoğraflamaya devam etmektedir.Güney Amerika’dan Rusya’ya kadar bir çok ülkeyi gezmiştir.Ve bu ülkeler de en sık ziyaret ettiği yerler genelde hep aynıdır.Karanlık izbe sokaklar,meyhaneler,
Son zamanlarda sinemayla da fazlaca haşır neşir olmaya başlamıştır. Le Ventre du Monde adıyla bir kısa film ve Aka Ana adıyla birde uzun metraj bir film çekmiştir.Ayrıca A Lost Man adıyla hayatının anlatıldığı bir sinema filmi de çekilmiştir.
D'agata fotoğraf da bireysel gerçeklik akımının en büyük ve iddialı temsilcilerinden biridir.Kendi gerçekliği üzerinden dünyayı tanımlama çabası,onun çoğu zaman fotoğrafçı-fotoğraflanan arasındaki sınırda kaybolmasına sebep olmuştur.Bir çok fotoğrafçının aksine o fotoğrafladığı mekanlarda,fotoğrafladığı insanlar gibi yaşamaktadır.Onu onlardan ayıran belki de ayırmayan şey fotoğraftır.Mahremiyetle kurduğu ilişki, bize fotoğraflarında sunduklarıyla kendini açıkça göstermiştir.Mahremiyetle mahremiyetsizce bir ilişki halindedir.Biz her şeyi onun gözünden değil onun bilinç ve bilinç altından izlemekteyiz.
http://www.magnumphotos.com/Archive/C.aspx?VP=XSpecific_MAG.PhotographerDetail_VPage&l1=0&pid=2K7O3R14QKXR&nm=Antoine%20D%27Agata


