26 Aralık 2009 Cumartesi

özgürlük..

umudun bittiği yerde özgürlük başlar..

13 Aralık 2009 Pazar

ait..

ait olmak başka bir vucut gerektirir!
başkasına ait bir vucut değil!!

9 Aralık 2009 Çarşamba

paradoks..

adalet mülkün temelidir,
mülkiyette cinayetin!

29 Kasım 2009 Pazar

asl olan!

ne kadar çok şeye sahip olduğun değil,
ne kadar az şeye ihtiyacın olduğudur!...

26 Kasım 2009 Perşembe

nereye gidiyorsun!

Çocuk...
Sil yüzünden tüm yalanlarını bu şehrin.
Topla kalbini cadde cadde, sokak sokak...
Kazı ayak izlerini birer birer gri kaldırımlarından...
Bakma yüzlerine hiç...
Görme onları...
Çocuk bu kez ağlama...
Bu kez git.


Gölgeni, ismini sil yavaş yavaş...
Giderken bu kentten tükür yüzüne yalnızlığının...
Kalbini, kendini sök yavaş yavaş...
Giderken bu kentten sakın ağlama sus...

Unut!
Ne yaptı sana!
Unut!
Ne söyledi!
Unut!
Ne varsa vazgeçtiğin...

Yüzünde korkularla...
İçinde çığlıklarla...
Kalbinde simsiyahlar…
Nereye gidiyorsun?

Hep bu şarkılarla...
Kıymetsiz dualarla...
Utanmaz bir yağmurla…
Nereye gidiyorsun?

Yolları, duvarları geç yavaş yavaş...
Giderken bu kentten bir piç gibi bırak yalnızlığını...
Ve o siyah saçlarını kes yavaş yavaş...
Giderken, terk ederken savur yüzüne yalnızlığının...

Ve unut ne yaptı sana!
Unut neler anlattı!
Unut ne varsa vazgeçtiğin!

Yüzünde korkularla...
İçinde çığlıklarla...
Kalbinde simsiyahlar…
Nereye gidiyorsun?

Hep bu şarkılarla...
Kıymetsiz dualarla...
Utanmaz bir yağmurla…
Nereye gidiyorsun?

Yüzünde korkularla...
İçinde çığlıklarla...
Kalbinde simsiyahlar…
Nereye gidiyorsun?

Bu sahte baharlarla,
Kıymetsiz dualarla...
Utanmaz bir yağmurla…
Yine mi gidiyorsun?


Çocuk...
Her vedanın ardında bir bekleyeni vardır kimsenin bilmediği...
Ve her gözyaşının altında bir dua kimsenin duymadığı...
Çevir gökyüzüne başını...
Bakma arkana!
Daha sert basa basa, daha güçlü!
Anlat bu kara şehrin yollarına ak adımlarınla!
Gitmek yenilmek değil kazanmak da!
Gitmek gitmektir işte...
Hepsi bu.

25 Kasım 2009 Çarşamba

fan yiming



onun resimleriyle tibete 1 km mesafadeki 3200m yükselikte bir dağ köyünde karşılaştım.. gerçekten resimlerindeki duygunun hiperrealizm estetiğiyle birleşimiminden işte bu sonuçlar çıkıyor. Ve daha güzeli fan bir çinli ama tibetlilerin resimlerini yapıyor. Tibet hala çin işgali altında mücadelesine devam ediyor. Dünya hala insanların vatanım dedikleri, sınırlardan oluşan toprak parçaları için birbirini öldürüyor. Hepimiz için doğduğumuz ve büyüdüğümüz yerler mutlaka çok önemli fakat aidiet duygusu için illa sınırları olan bir yeremi ihtiyacı var insanların,illaki bir mülkiyet mi lazım.

23 Kasım 2009 Pazartesi

yaşamak ve ölmek üzerine'den..

edindiğimiz, bildiğimiz, anımsadğımız, savaştığımız şeylerin hiçbirini öteki güne taşımadan hergün ölmek- bunda güzellik vardır; bir son olsa bile,yenilenme vardır..

k.murti

22 Kasım 2009 Pazar

Sıtkı kösemen : gün bugün

Kösemenin gün bugün sergisi Fransız kültürünün sergi salonun da sergileniyor. Tabi serginin konsepti de mekanın neden burası olduğu hakkında açık bir fikir veriyor. Kösemen fotoğraf tarihimiz de değişik işler gerçekleştirmiş fotoğrafçılarımızdan. Üslup olarak benzer işler yapsa da genel türk fotoğrafından bir parça farklılık taşımakta. Daha once yaptığı “Beyoğlu” “Derin Bodrum” “insanlık halleri” hep benzer üsluptaki işler. Son olarak yaptığı “gün bugün” adlı proje, yine insan odaklı , yine benzer bir biçim. Serginin temel amacı türk gençliğinin profilini çıkartmak. Sergi metni projenin bir açıklaması şeklinde ele alınmışsa da, saf metin değeri olarak bile ne yazik ki çok bir değer atfedemiyor, bilinen dışında bir söylemi bir kenara bıraksak bile klişe ve bilinen cümlelerin dışına çıkamıyor. Bu da tabiî ki sergi izleyicisinin sergiden beklentilerini ciddi anlamda etkiliyor. Metinden fotoğraflara geçtiğimizde karşımıza hiç de fena sayılmayacak baskı kalitesindeki fotoğraflar , düzenlemenin ve tabi projenin tamamlayıcısı konumundaki, parça metinler çıkıyor. Bir çok farklı yerde çekilmiş genç insan portreleri ve onların gruplanmış hallerinin üzerinde belirli ki bir roportaj yada sohbetten ayıklanmış birkaç kelimelik cümleler fotoğrafların gücüne destek olmaya çalışıyor. Ama ne yazikki seçilen cümleler projenin aslında bir taraflı bakışla yapıldığının ipuçlarını hemen veriyor. 2010 kültür şeysi İstanbul kapsamında , belli ki türk gençliği üzerine bir proje istenmiş ve bu projede kösemene emanet edilmiş. Çok fazla sipariş kokan bu proje ne yazikki bu anlamda işin nitelğini de zayıflatmış gözüküyor. Halbuki böyle bir durum dışında yapılan bir proje olarak devam etseydi eğer, gerçekten hepimiz için keyifli bir sergi olabilimiş. Çünkü kösemen yaklaşımını ne yazikki avrupanın beklentilerini karşılamak üzerine inşa ettiği için onların gözünden umutsuz ve kafası tamamen karışmış türk genliği profilini adeta onlara hediye ediyor, çünkü hepimiz biliyoruz ki Avrupa için türk gençliği böyle ve onların aralarında yeri yok. Ve kösemen bilinçli yada bilinçsiz buna ne yazk ki hizmet ediyor. Fotoğraflanmış tüm protreler belirli sınıftan insanlara ait, yaşadığımız coğrafyanın şartlarından dolayı ekonomik olarak zor durumda olan ve zengin yada ünlü olma hayali taşıyan gençler. Bu yaklaşım belirili bir gerçekliği taşısada geneli yansıtmıyor ne mutlu ki. Aynı şekilde roportajlardan alınan cümleler de ne mutlu ki genel türk genci durumnu yansıtmıyor. Tabi biçimsel olaram bir Martin Parr estetiği hemen göze çarpıyor,renk kullanımı, seçilen nesneler bize Parr’ın Parpective’ni hatırlatıyor. Bence sanatçı için bir problem teşkil etmemeli bu durum, ifadelerin ortaklıkları ve benzerlikleri herkes için mümkün. Ama şurdan şöyle bir sonuca ulaşabilir insan, bir yabancının estetiğiyle ve algısıyla gençlerine bakmak, ne kadar gerçekçi bir sonuç elde edebilir. Evet bu bir fotorportaj değildir ama belgesel temelli bir projedir. Zaten serginin en büyük sıkıntılarından biride bu, kavramsallaşmaya çalışan belgesel temelli bir proje olması, fakat ikisini birbirne iyi kaynaştıramamış olması. Çünkü seçilen bazı fotoğraflar serinin kavramasal tarafını beslemesi için adeta zorla eklenmiş gibi. Çünkü proje kavramsallaşmaya pek müsait değil. Özellikle bir çok fotoğrafçının türk gençliği üzerine projeler yaptığını biliyorum ve birçoğunu sanırım yakın zamanda göreceğiz. “Gün Bugün” de bu prolerden biri olarak seyre sunuldu. Bence problemleri olan bir proje olmasına rağmen içinde barındırğı nüanslarıyla kesinlikle izlenmesi gereken bir sergi.

19 Kasım 2009 Perşembe

alternatif radyo..

gerçekten alternatif bir radyomu dinlemek istiyorsun..

http://anarsiradyo.org

18 Kasım 2009 Çarşamba

moda..

eet tamam modadan anlamıyorum o kesin, fakat insanların özellikle moda diye meta fetişizmin doruklarında gezmelerine ne denir?
- kutup ayısı ayağına benzeyen botlar
- sarı çizmeli mehmet ağa sytle sağlık düşmanı plastik çizmeler
- özellikle hemcinslerimin giydiği acaip, dar parça pantolanlar
- ifade namına bi bok bırakmayan kocaman, özgüven örten gözlükler
- çantayı kola asma ve a anatomik şekilde taşıma
vs vs vs.. bence bunlar modanın gerizakalılığa yaklaşıp hatta gerizekalılığa adapte olduğu kısım. ne yazikki..

14 Kasım 2009 Cumartesi

anladım..

her seferinde çok acıtıyor..

13 Kasım 2009 Cuma

sokrat..

sadece dürüst insanlar mutlu olabilir..
sokrat

12 Kasım 2009 Perşembe

ashes and snow.

gerçek bir adanmışlık ve tutku örneği. içinde cinselliğin ve arzunun olmadığı bir tutku. tutku kelimesi insan için sadece bunlardan oluşuyor sanki. geçici heveslerini tutku zanneden, tutkuyla yaşadığına inanlar için.. colbert gerçekten tutkunun insanı. ömrünü bu projeye adamış üstelik inanılmaz bir kutsallıkla. 4 yıl hayvanlarla iletişim üzerine çalıştıktan sonra başlamış projeye. ender rastlanabilcek türden bir insan..

http://www.ashesandsnow.org/

cem adrian..

"emir" nasıl bir albümdür arkadaş.full albüm bu kadarmı iyi olur.dinle! peki ya koca istiklalde arkdaşın durup biriyle konuşmaya başlar, sonra da derki bu herif ii bi heriftir haa yanındaki cem adrian derse! ve biz farketmedik bile. sabah akşam bu albümü dinlerken üstelik. ama ceminde olayı bu sanırım!!

ip..

iple erişiyorum.

6 Kasım 2009 Cuma

insan-kirpi

insanlar kirpiler gibidir, önce birbirlerine çok yaklaşırlar ama dikenleri birbirine batar, sonra da dikenlerinin batmayacağı yere kadar yaklaşırlar.. ne ironik!

5 Kasım 2009 Perşembe

mecmu-A

dergiler ufkumu her zaman genişletmemi sağlamış yegane kaynaklardan.. benim gibi anarşistlerin baş ucu..

http://www.mecmu-a.org/yazilar.asp

fotomat..

madem başladık benimde bir zamanlar içinde olduğum türk fotoğrafı adına önemli şeyler yapmış yayınlarımızdan biri.. bir çok önemli fotoğrafçıların işlerini yayınlamayı başarabilmiş ve fotoğraf üzerine yazılmayan şekilde yazılar yayınlamış alternatif mecmua.. bi bak derim

www.fotomatdergi.com

fotoritim..

fotoğraf adına nadir güzel sitelerden biri. gerçekten özenli çalışılıyor üzerinde..
www.fotoritim.com

4 Kasım 2009 Çarşamba

tabutta rövaşata..

ama arkadaşlar iidir!!

arkadaş..

arkadaşlar insanın yansıması kesinlikle..bir insanı anlamak ve tanımak için onun en yakın arkaşlarının hayatlarına bakarak fikir edinebilirsin. onların ilişki anlayışları bilki onun da ilişki anlayışını yansıtıyor..boşuna değil..arkadaşını söle sana kim olduğunu söyliim...

değirmenler..

zaman düşer ellerimden yere ve
oradan tahta boşa..

3 Kasım 2009 Salı

arabesk..


haluk (çobanoğlu) abinin bize ait bir müzik üzerinden türkiye gerçeğini yansıtan şahane bir fotoğraf projesi.her karede bize ait inanılmaz detajlar. gerçek bir sosyoantropojik bir seri. usta bir fotoğrafçının fotoğraflarını incelemek için iyi bir fırsat. sergi istanbul hatırası fotoğraf merkezinde devam ediyor. fotoğraf klasik olarak beğeni verecek türden olmadığını ilk fotorğaftan itibaren anlayacaksınız. ama bilinki bu tamamen bilinçli yapılmış bir durum. karışık teknik,s.b,renkli mükemmeliyetçi estetikten çok ortamın ve durumun gerektirdği estetiği arayan fotoğraflar..devamı buralardan bakabilirsin.

http://www.fotoritim.com/yazicidostu/226219

http://www.photoaraf.com/index.php?lang=en&page=story&id=14

gitmek..

gitmek gitmektir..

kral çıplak..

giysileri biz yaparız!!

kelebek ve dalgıç..

janusz kaminski..bir görüntü yönetmenliği dersi..

31 Ekim 2009 Cumartesi

into the wild..

tabiki "into the wild".. üzerine sözmü var..izle!

30 Ekim 2009 Cuma

pearl jam..


eksiksiz full albüm..dinle

kadınım..

http://www.dailymotion.com/video/x9uhif_le-vent-nous-portera-noir-desir_music

s.y

sadece yaşa!

s.y.h.i.z.v

sevgiyle yapılan hiç birşey insana zarar vermez..

hakikat,

yolları olmayan bir ülkedir..
k.murti

a.a.i.p.d.

açlığa alışabilir insan peki ya deliliğe alışabilirmi..

29 Ekim 2009 Perşembe

b.s.k.b

beni sevmeye kanatlarımdan başla..

28 Ekim 2009 Çarşamba

gerçekten bir kısa film..

http://vimeo.com/3959597

"gerçekten fazlası değil" ülkemizde de gerçekten kısa film çekilebilryomuş dedirten şahane filmlerin başında yer alıyor..izle..

mollotof

üzgün olma kızgın ol!!
daha ne denir ki?

www.mollotof.com

b.o.a

boşver, olmayanı arama..

27 Ekim 2009 Salı

y.p

yalnızlık paylaşılmaz...

rüzgar..

kanatlarımda rüzgar, kalbimdeyse aşk var..

gece..

gece,
inanilmayan bir dinin ebedi misyoneri gibi,
bekleyenin gormesi icin..

26 Ekim 2009 Pazartesi

insan neyle yaşar?

.........ahlak. sence?

N/T

nip tuck kafası.. çok acaip, ama uzak değil.. etrafına bak, ama dikkatle.

Bilginin mülkiyetsizliği..

Bilgi günümüz toplumunun sosyo ekonomik yapısının temel taşı haline getirildi. Çünkü bilgi eşittir para olmuştur. Bilgi tüm yapısıyla paranın ve buna bağlı olarak da sosyal statünün adeta yakıtı. Artık bilgi olmadan ve olan bilgiyi satmadan hayatta kalma şansı neredeyse imkansız hale gelmiş ve tıpkı evrim teorisinde ki hayvanlar gibi güçlü olmak soyunu devam ettirmek için bilgiyi bir araç haline getirmiş bulunmaktayız. Artık bilgi paranın önüne geçmiş ve know-how gibi kavramlar ortaya çıkmıştır. Bu kavram kısaca parayı kazandıran üretim, arge vb gibi spesifik bilgiler bütünüdür. İşte bilgi, bu durumu itibariyle artık asıl amacı olan insanlığı –ki platonun mağarasından beri- daha ileri ve ahlaklı bir düzeye taşıma ediminden, geri dönüşümü olmayacak şekilde uzaklaşmış hatta tam aksi yönde hizmet eder hale gelmiştir. Artık bilgi rekabetin ve gücün yegane temsilidir. Ve ne yazık ki bu, sanat üretiminde ve daha kötüsü eğitiminde de diğer alanlar da olduğu gibi paylaşımdan uzak ve rekabet gücünü korumak amacına hizmet etmektedir.........

GFF

premetüre bebek. küvezde hala!

?

yazmak, için çokmu geç?!

olci..

sevemedim ben bu günü
sevemedim başından
göremedim geçtiğini
yanıbaşımdan
her yanımdan

gelemedim ben oyuna
gelemedim yaşımdan
kovaladım sevdiğimi
yanıbaşımdan
her yanımdan

yaşamadım ben bu günü
yaşamadım inadımdan
göremedim geçtiğini
yanıbaşımdan
her yanımdan


ellerin uzanmasın
uzak dursun dedim
sakın dokunmasın
hayal ettiklerim bana yakışmasın
inancım yok benim

midas

yağmur altında 500 m kablo,
yutulan benzin,
ağzı dolduran küfürler,
matkap sesi,
kaç lümen?,
yardıma gelen ama yük olanlar,
derse yetişecekler abi,
rus edebiyatı,
netmi?,
kablo!kabloya bakın..

http://vimeo.com/6540973

zen ve motorsiklet bakım sanatı

20 sayfaya yakın "nitelik" üzerine bir tartışma.bence oku.

d'agata



Antoine D agata

"Fotoğrafın Kara Çocuğu"

1961 marsilya doğumlu fotoğrafçı,20 li yaşlarına geldiğinde 10 yıllık bir dünya turuna çıkar.Ve turunun son durağı olan amerikada fotoğrafçı bir arkadaşı vardır ve fotoğrafla onun sayesinde tanışır.Zamanla fotoğraf makinesiyle daha fazla haşır neşir olur.Arkadaşının da yardımıyla Magnum'un Newyork ofisinde bir iş bulur ve çalışmaya başlar.Bu iş onun fotoğrafa daha fazla yönelmesini, bir çok iyi fotoğrafçıyla tanışmasını sağlar.Kendi deyimiyle bu üstatlar dan fotoğraf adına çok fazla şey öğrenmiştir bu süreçte.Daha sonra İCP ye kabul edilen D'agata yaşının fazlalığı ve direk kabulü sebebiyle bir anlamda denek bir öğrenci olmuştur ICP için.Burada kendi fotoğraf stilinin de yaratıcılarından ve benzer bir yaşama sahip olan Nan Goldinle tanışır ve ondan dersler alır.ICP deki eğitimin tamamladıktan sonra fransaya döner ve burada fotoğrafçı olarak çalışmaya başlar.

D'agata'nın yaşam tarzı fotoğrafçı olmadan önce,sonra ve şimdi de hiç değişikliğe uğramadan devam etmektedir.Ve bu yaşam tarzı onun fotoğraf stilinin en büyük belirleyicisidir.Sürekli gece yaşayan,büyüdüğü kentinde karakteristiği olan terkedilmiş,dışlanmış ve toplumun en dibinde bir hayat sürmektedir.Uyuşturucu,alkol ve sex'in yaşamın kaynağı olduğu bir yer.Bunun tezadı olacak kadar da entellektüel kesimden arkadaşları da vardır.Yazarlar,ressamlar,sinemacılar vs..Profesyonel bir fotoğrafçı olması bile onu bu yaşam tarzından uzaklaştırmamış aksine fotoğrafı yaşam tarzına yaklaştırmış,adeta içine sokmuştur.Bu görece acı,şiddet ve keder dolu vizyon stilinin,non perfeksiyonist yaklaşımının üstün kullanımıyla doruğa ulaşmıştır.Seyirciye aktardığı her fotoğraf ,içinde barındırdığı, çoğumuza uzak-yabancı an'lar, fotoğrafın biçimi sayesinde bizi daha fazla esir alır hale getirilmiştir.D'agata kesinlikle fotoğrafın nasıl çekileceğini bilen bir fotoğrafçıdır.Ve kendi bireysel gerçekliği üzerinden evrensel gerçekliği,dünyaya ait olan tüm durumları saptamaktadır.


Fransaya yerleştikten sonra daha çok galeri mantığına yakın çalışan içinde Ackerman gibi çok iyi fotoğrafçılarında yer aldığı Fransa’nın bilinen ajanslarından olan Agency vu'ye katılır ve ajans için işler yapar.Bu işlerden ilki Filistin’de çalışmaktır.Orada belirli bir süre kalan D'agata kendi fotoğraf stilinin dışında,fotojurnalistik fotoğraflar çeker.Ve bize aslında fotoğraf makinesini ne kadar iyi kullandığını gösterir.Çektiği fotoğraflar ve seçimleri onun sinemasal diline çok yakın fakat genel stilinden farklı olarak klasik haber fotoğraflarıdır.Daha sonra Vu için Marsilya’daki kentsel donuşumu fotoğraflanması istenir.Orada yaşayan insanları bir stüdyoda çeker ve onları fotomontaj tekniğiyle, yıkılacak olan binaların önünde ve yanında gösterecek şekilde kurgular.Burada Marsilya şehrinin insanlar üzerindeki etkisi ve şehir-insan arasındaki kuvvetli bağa işaret etmektedir.Yıkılacak olan binalar değildir sadece,tüm geçmiş,bellek ve o insanları oluşturan bir çok şey.Bu süreç içinde dünyayı gezmeye ve yaşamsal deneyimlerini fotoğraflamaya devam etmektedir.Güney Amerika’dan Rusya’ya kadar bir çok ülkeyi gezmiştir.Ve bu ülkeler de en sık ziyaret ettiği yerler genelde hep aynıdır.Karanlık izbe sokaklar,meyhaneler,genelevler,kötü oteller vb. Uyuşturucu, sex seyahatinin ve deneyimlerinin değişmezidir.Bu deneyimlerinden çıkan fotoğraflarından bir kitap yayınlar.Mala Noche 98 basımlı ilk kitabıdır.Robert Frank,Eugune Richards gibi gezgin bir fotoğrafçı olan D'agata Mala Noche'de(kara gece) ağırlıklı olarak Meksika ve orta Amerika’daki fotoğraflarından bir seri yapmıştır.Sert ve yoğun bir kadrajlama,içindeki şiddetin bir dışavuruluşudur.Bu şiddet acımazlığın değil aksine duyarlılığın sonucu olan bir şiddettir.Sonraki kitabı Hometown isminden de anlaşılacağı gibi daha fazla otobiyografik doneler taşıyan bir eserdir.Marsilya’da çekilen fotoğraflarda,seyirciyi mahremiyetine daha fazla sokmakta, belge ve öznellik arasındaki kirli ilişkide gezinmektedir.Daha sonraki kitabı Insomnia onun geceyle olan ilişkisinin kitaplaşmasıdır.Uykusuzluğun ve gecenin yaşamı içinde konumunu belirlemektedir.O konum gecenin en karanlık noktasıdır.Daha sonra Vortex ve Stigma adıyla ki kitap daha yayınlar.Stilinde pek bir değişiklik yoktur, kitaplarında bazı fotoğraflar ortaktır.Çünkü bu kitaplar onun hikayesinin sadece parçalarıdır. Bu süreç içinde Vu'den ayrılır ve Magnum'a başvurur.Artık tanınan ve bilinen bir fotoğrafçı olmuştur.İşleri dünyanın bir çok yerinde sergilenmekte ve baskıları satılmaktadır.2004 de Magnum’a yedek üye 2008 de asil üye olur.Bu Magnum'unda Martin Parr'dan sonraki değişik vizyona sahip fotoğrafçılara açılma yollarından biridir.Magnum'da artık gelenekçi ve klasik yapısından yavaş yavaş uzaklaşmaya başlamış yeni vizyonlara şans vermiştir.Bu 3.kuşak Magnumcular,Magnum’un son dönem temsilcileridir.

Son zamanlarda sinemayla da fazlaca haşır neşir olmaya başlamıştır. Le Ventre du Monde adıyla bir kısa film ve Aka Ana adıyla birde uzun metraj bir film çekmiştir.Ayrıca A Lost Man adıyla hayatının anlatıldığı bir sinema filmi de çekilmiştir.

D'agata fotoğraf da bireysel gerçeklik akımının en büyük ve iddialı temsilcilerinden biridir.Kendi gerçekliği üzerinden dünyayı tanımlama çabası,onun çoğu zaman fotoğrafçı-fotoğraflanan arasındaki sınırda kaybolmasına sebep olmuştur.Bir çok fotoğrafçının aksine o fotoğrafladığı mekanlarda,fotoğrafladığı insanlar gibi yaşamaktadır.Onu onlardan ayıran belki de ayırmayan şey fotoğraftır.Mahremiyetle kurduğu ilişki, bize fotoğraflarında sunduklarıyla kendini açıkça göstermiştir.Mahremiyetle mahremiyetsizce bir ilişki halindedir.Biz her şeyi onun gözünden değil onun bilinç ve bilinç altından izlemekteyiz.


http://www.magnumphotos.com/Archive/C.aspx?VP=XSpecific_MAG.PhotographerDetail_VPage&l1=0&pid=2K7O3R14QKXR&nm=Antoine%20D%27Agata

........

ölüm ve doğum arasında, o bilinmeyen bölgedeyim..